Mevcut Yasalar Yeterli, Sorun Uygulamada
Son yıllarda Hindistan kamuoyunu en çok kutuplaştıran ve siyasi tartışmaların merkezine oturan “nefret söylemi” (hate speech) konusu, bir kez daha Hindistan Yüksek Mahkemesi’nin (Supreme Court) duvarlarından döndü. Sivil toplum kuruluşları ve bazı siyasi aktivistler tarafından açılan ve siyasilerin, dini liderlerin veya medya mensuplarının kışkırtıcı, toplumsal barışı bozucu söylemlerine karşı “anında polis müdahalesi ve tutuklama” sağlayacak yepyeni, daha sert ve özel cezai yaptırımlar (yeni bir yasa) getirilmesini talep eden başvuru, Yüksek Mahkeme tarafından kesin bir dille reddedildi. Mahkemenin bu kararı, ifade özgürlüğü ile kamu düzeni arasındaki ince çizginin nasıl korunması gerektiğine dair önemli bir içtihat niteliği taşıyor.
Hindistan Ceza Kanunu’nun (IPC) İlgili Maddeleri Hatırlatıldı
Davaya bakan Başyargıç başkanlığındaki heyet, gerekçeli kararında yeni bir yasal düzenlemeye kesinlikle ihtiyaç olmadığını, sorunun yasaların eksikliğinden değil, yürütme organının (polis ve savcılar) mevcut yasaları tarafsız ve etkin bir şekilde uygulamamasından kaynaklandığını vurguladı. Mahkeme, mevcut Hindistan Ceza Kanunu’nda (özellikle 153A, 153B, 295A ve 505. maddeler) dini nefreti kışkırtmak, farklı topluluklar arasında düşmanlık yaratmak ve kamu huzurunu bozmak suçlarının zaten son derece ağır cezalarla (hapis cezası dahil) tanımlandığını ve bu hükümlerin yeterli bir yasal kalkan sağladığını belirtti.
Emniyet Güçlerine “Su Motu” (Kendiliğinden) Harekete Geçme Talimatı
Yeni yasa talebini reddeden Yüksek Mahkeme, buna karşılık ülkenin dört bir yanındaki Eyalet Hükümetlerine ve Emniyet Genel Müdürlerine (DGP) çok sert ve bağlayıcı bir talimat (direktif) gönderdi. Kararda, herhangi bir resmi şikayet (FIR) beklemeden, nefret söylemi içeren bir video veya konuşma tespit edildiğinde polisin derhal ve kendiliğinden (Su Motu) soruşturma başlatması gerektiği emredildi. Mahkeme, “Söylemi yapan kişinin siyasi partisine, dini inancına veya toplumsal statüsüne bakılmaksızın yasa eşit uygulanmalıdır. Polis müdahale etmekte gecikirse, bu mahkemenin emrine itaatsizlik (contempt of court) sayılacaktır” uyarısında bulundu.
İfade Özgürlüğü Vurgusu ve Sansür Endişesi
Hukukçular, Yüksek Mahkeme’nin yeni ve daha baskıcı bir nefret söylemi yasasını reddetmesinin altında “ifade özgürlüğünü (Article 19) koruma” güdüsünün yattığını belirtiyor. Zira fazlasıyla muğlak ve sert ifadeler içeren yeni bir “nefret söylemi yasasının”, iktidarlar veya yerel otoriteler tarafından muhalif gazetecileri, siyasi rakipleri ve sivil aktivistleri susturmak için bir sansür silahı (draconian law) olarak kullanılabileceği endişesi taşıyordu. Mahkemenin kararı, demokratik değerleri korurken mevcut yasaların ciddiyetle işletilmesini talep eden dengeli bir yaklaşım olarak takdir topladı.